5N1K HABER

CAMİYLE MESCİTLE İÇİ OLMAYAN BU ÜLKEDE CUMHURBAŞKANI OLAMAZ

AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Numan Kurtulmuş’tan çarpıcı açıklamalar. AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Numan Kurtulmuş, “Milletin camisiyle, mescidiyle ilgisi olmayan artık bu ülkede Cumhurbaşkanı olamaz” derken, Ekmeleddin İhsanoğlu’nun aday gösterilmesinin CHP için çok olumlu bir aşama olduğunu söyledi. AK Parti hareketinin liderinin Erdoğan olduğunu ve Köşk’e çıkması durumunda yerine gelecek isimle herhangi bir sürtüşme […]

CAMİYLE MESCİTLE İÇİ OLMAYAN BU ÜLKEDE CUMHURBAŞKANI OLAMAZ
22 Haziran 2014 - 10:58 'de eklendi ve 145 kez görüntülendi.

AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Numan Kurtulmuş’tan çarpıcı açıklamalar.

AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Numan Kurtulmuş, “Milletin camisiyle, mescidiyle ilgisi olmayan artık bu ülkede Cumhurbaşkanı olamaz” derken, Ekmeleddin İhsanoğlu’nun aday gösterilmesinin CHP için çok olumlu bir aşama olduğunu söyledi. AK Parti hareketinin liderinin Erdoğan olduğunu ve Köşk’e çıkması durumunda yerine gelecek isimle herhangi bir sürtüşme ve çatışma yaşamayacağını vurgulayan Kurtulmuş, Türkiye’de darbe tehdidinin artık geride kaldığını, bundan sonraki süreçte örtülü, paradigmatik vesayetle mücadele edileceğini söyledi.

Ilgaz Dağı Milli Parkı’nda Anadolu Yerel Yayın Birliği’nin programına katılan Kurtulmuş, Habertürk’ün sorularını yanıtladı:

‘İHSANOĞLU’NU GÖSTERMEK ZORUNDA KALDILAR’

Soru: Sayın Başbakan AK Parti’nin Cumhurbaşkanı adayı olacak gibi görünüyor. Muhalefetin çatı adayı Ekmeleddin İhsanoğlu’nun şansı nedir?

Bundan sonra halk Cumhurbaşkanını seçtiği sürece, milletin şarkısıyla, türküsüyle; milletin çarşısıyla pazarıyla; milletin tarihiyle kültürüyle; milletin camisiyle, mescidiyle ilgisi olmayan kimse artık Cumhurbaşkanı olamayacaktır. CHP’nin ortaya koyduğu çatı aday tipi tam da buna uygun olmuştur. 1961’de silah zoruyla aday olmasının dahi önüne geçilerek Prof. Ali Fuat Başgil Ankara’dan geri gönderildi. Aday dahi olmasına müsaade edilmedi. Bu, CHP zihniyetinin o anki 60 darbesini hazırlamış olan zihniyetin ete kemiğe bürünmüş bir uygulamasıydı. CHP tarafından aday denilince eski Genelkurmay başkanları, eski bürokratlar akla gelirdi. Ali Fuat Başgil’e müsaade etmeyenler bugün Ekmeleddin İhsanoğlu’nu göstermek zorunda kaldılar. Bu, CHP için çok önemli bir aşamadır. Öteki taraftan bakarsanız CHP ve MHP’nin bir çatı aday arayışı içinde olması, maalesef Türkiye’de muhalefetin bulunduğu hazin durumu da gösteriyor. Yani her iki parti de ‘Biz seçim sürecinde tek başımıza birisini koyarsak kazanamayız’ demiş oluyorlar. Peşin peşin bir mağlubiyetin kabul edilmesi fikridir. Keşke çatı adayı olarak muhalefetin içinden, siyaset kurumunun içinden birisini gösterselerdi.

‘SUPAP MİLLETİN ELİNDE’

Eski Türkiye’de ortada sandık vardı ama sandığın önünde birtakım süzgeçler vardı. Ola ki milletin iradesi bu süzgeçleri de aşmayı başarırsa Cumhurbaşkanlığı makamı eski Türkiye’nin bir emniyet supabı olarak kullanılıyordu. Şimdi bu supap Türkiye’deki seçkinlerden, elitlerden alınmış milletin eline verilmiştir. Bizatihi demokratik sistemin millet tarafından kontrol edilmesini sağlayacak olan çok önemli bir gelişmedir; devrim niteliğinde bir adımdır. Türkiye’de artık seçkinlerin, birtakım siyaset mühendislerinin öngördüğü şekilde değil, milletin istediği şekilde Cumhurbaşkanı seçilecektir. Millet kimi seçerse başımızın üstünde yeri vardır. Büyük bir kemal ve edeple kim seçilirse, bunu herkesin kabul etmesi zorunluluğu vardır.

‘AK PARTİ SİYASİ BİR HAREKET HALİNE GELDİ’

Soru: Erdoğan’ın Çankaya’ya çıkması durumunda AK Parti dağılır, çözülür gibi yorumlar yapılıyor?

Halkın dışında birtakım masaların üstünde, birtakım ofislerde oturarak siyaset dizayn edilmez. Türkiye, bu tecrübeleri yaşadı, bunları geride bırakıyor, bu Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde. 30 Mart seçimlerinde AK Parti hakikaten çok yoğun zor bir mücadeleye girdi ve başarıyla çıktı. Sadece siyasi partilerle mücadele etmedi, paralel yapıdan, belki onun arkasında görünmez başka yapılara kadar birçok yapıyla mücadele etti. Millet yüzde 45.5 ile AK Parti’ye bundan sonra ‘Yolunuz açık olsun, devam edin’ mesajı verdi. Bu seçimle birlikte AK Parti bir siyasi parti olmanın üstüne geçmiştir; bir siyasi hareket haline gelmiştir. Bu siyasi hareket içerisinde pozisyonu ne olursa olsun, bu hareketin lideri Sayın Başbakanımızdır. n Soru: Erdoğan’dan sonra Başbakan veya AK Parti’nin genel başkanı kim olur? 30 Mart seçimlerinin hemen sonrasında daha birkaç gün geçer geçmez hemen Cumhurbaşkanı kim olacak tartışması başlatıldı. Bunun çok yanlış bir tartışma olduğunu düşünüyorum. Cumhurbaşkanı seçilmesine kadar olan süre içerisinde de Erdoğan Cumhurbaşkanı olursa ondan sonra ne olur sorusunun yanlış, zamansız bir tartışma olduğunu düşünüyorum. Bunun da bir haksızlık olduğu kanaatindeyim. Vakti zamanı gelir, siyaset kendi mecrası içerisinde akar ve bir karar verilir. AK Parti yoluna devam eder. Burada belirleyici olan halkın teveccühü, Allah’ın takdiridir nihayetinde. Kimin nerede ne şekilde olacağını bilmiyoruz ama siyasi hareket haline dönüştü lafını söylerken, Sayın Başbakan’ın seçim akşamı yapmış olduğu balkon konuşmasında en önemli cümlesi şuydu: ‘Biz dün yoktuk, yarın da olmayacağız. Bizim hedefimiz dava taşını gediğine koymaktır.’ AK Parti’nin geleceğini belirleyecek olan da budur zaten.

‘SÜRTÜŞME, ÇATIŞMA OLMAZ’

Soru: Erdoğan, “Seçilirsem tüm yetkilerimi kullanırım” dedi. Çankaya’ya çıkarsa Başbakan’la yetki çatışması yaşar mı?

Olmaz, bu tabii geçmiş dönemlerdeki Türkiye’den kalma bir şeydir. Anayasa bellidir. Halkın seçtiği Cumhurbaşkanı kuvvetli bir Cumhurbaşkanı olacak. Bunda şüphe yok. Hele Sayın Başbakanımız gibi liderlik vasıfları yüksek birisinin Cumhurbaşkanı olması zaten oradaki gücü daha fazla artıracaktır. Bu, bir siyasi harekettir ve bu siyasi hareketin lideri de Sayın Başbakanımızdır. Dolayısıyla burada kendisiyle uyumlu, bu dava perspektifine sahip olan bir şekilde bu süreç devam eder. Ben herhangi bir sürtüşme, çatışma; isimler üzerinde konuşmadan söylüyorum; olmayacağını düşünüyorum.

DARBE TEHDIDI ORTADAN KALKTI, ŞIMDI ÖRTÜLÜ VESAYETLE MÜCADELE ZAMANI’

Soru: Anayasa Mahkemesi’nin Balyoz davası kararından sonra tahliyeler oldu. AK Parti’den farklı değerlendirmeler geldi. Kararı nasıl değerlendiriyorsunuz? Bu karar vesayetle mücadelede motivasyonu kaybettirir mi?”

Türkiye’de ben artık bundan sonra bir askeri darbenin çok kolay artık gündeme gelemeyeceği kanaatindeyim. Bütünüyle ortadan kalkmış mıdır? Bunun için belki birtakım anayasal değişiklikler, idari anayasal reformlarda atılacak adımlara ihtiyaç da olabilir. Türkiye’de görünür vesayetler, bunların başında askeri vesayet geliyor, artık bu büyük oranda ortadan kalkmıştır. Türkiye’de bir daha darbe yoluyla milli iradeyi değiştirmek ya da darbe yoluyla milli iradenin vermediği gücü ele geçirerek buradan hükümet etme şansını yakalamak artık hiç kimsenin düşüneceği bir şey değildir.

Soru: 17-25 Aralık süreci de hükümete yönelik bir darbe girişimi miydi?

17 Aralık-25 Aralık’ta hatta, 7 Şubat 2012’deki MİT’e karşı yapılmaya çalışılan işlerde bunların hepsi siyasete doğrudan doğruya siyaset dışı kurumlar vasıtasıyla müdahale edilmesi demekti. Askeri vesayeti görmek kolay. Çünkü elinde tüfek var, tankı topu, tüfeği kullanıyor. Türkiye bu anlamda görünür vesayetlerle mücadele safhasını geride bırakmıştır. Şimdi Türkiye’nin önümüzdeki süreçte görünmez vesayetlerle mücadele etmesi dönemidir. Yargı vesayetinden tutun, üst kurulların vesayetinden, uluslararası birtakım derecelendirme kuruluşlarının ekonomi üzerinde oluşturduğu vesayetten, merkez bankaları üzerinden oluşturulan vesayetlere kadar bir dizi vesayet var. Önemli bir başka konu da paradigmatik vesayettir. Devlet ideolojisinin zihinsel çerçevesini çizmiş olduğu, sorunlara yaklaşımdaki temel bir paradigma algısıdır. Türkiye’de Allah’ın izniyle inşallah bir daha darbe tehdidi olmayacaktır. Bundan sonraki süreçte örtülü vesayetle mücadele hükümetin ana gündem maddelerinden biri olacaktır.

‘Hükümet ve MB ayrı tellerden çalıyorsa bağımsızlık olmaz’

Soru: Merkez Bankası’nın bağımsızlığı ve faiz tartışmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Son tartışma faiz tartışması değildir. Esası itibarıyla da sadece ekonomik tartışmadan ibaret bir tartışma değildir. Tabii ki biz Merkez Bankası’nın araçsal bağımsızlığını tartışmıyoruz. Merkez Bankası (MB), araçsal olarak bağımsızlığını koruyacak. Mühim olan Merkez Bankası’nın bu araçsal bağımsızlığı üzerinden mesela enflasyonu mümkün olduğu kadar minimum seviyeye çekme… Ekonomi sadece fiyat istikrarından ibaret bir alan değil. Yüzde 5 enflasyonu ortaya koymak önemli bir hedeftir ama Türkiye’nin gerçekten normal bir gelişme potansiyelinde devam edebilmesi için de yüzde 5 kalkınmayı da ortaya koymak zarureti vardır. Dolayısıyla bu iki politika birbiriyle çelişiyorsa, ‘Merkez Bankası bağımsızdır, asıl olan budur. Biz buna göre hareket ederiz’ demek mümkün değildir. Merkez Bankası’nın araçsal bağımsızlığına eyvallah ama sonuçta hükümet, verdiği amaçlar istikametinde bu süreci yönetir, yönlendirir. Siyasi iktidarın başındaki kişi Sayın Başbakan diyor ki bizim ekonomi politikalarımızın gereği faizin şuraya düşmesini talep ediyoruz. Bu bir siyasi taleptir ve milli iradenin bir talebidir. Araçsal bağımsızlığı Türkiye ekonomisi doğru kullanırsa rahatlatan bir unsurdur. Yani hükümet başka telden Merkez Bankası başka telden çalarsa bunun adı araçsal bağımsızlık olmaz. Bazıları şöyle bir algı içerisinde bu yanlış bir algıdır; ‘Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası AŞ bağımsız olsun.’ Peki Türkiye Cumhuriyeti devletinin bağımsızlığı ne olacak? İkisi birbiriyle çelişen bir bağımsızlık alanı olamaz. Bu düşünülemez dahi.

‘YASAL DÜZENLEME YAPILABİLİR’

Soru: Yasal düzenlemeye ihtiyaç var mı?

Gerekli yasal düzenlemeler yapılabilir. Bunun üzerinde yoğunlaşılabilir. Şu anki haliyle dahi Merkez Bankası hükümetin genel çerçevesiyle uyumlu olmak şartıyla buradaki uyum tesis edilebilir. Hükümet burada siyasi sorumluluğu üstüne almış vaziyette. Siyasi sorumluluğu üstüne almamış olan, böyle bir görevi olmayan bir kuruluş da siyasi sorumluluğun önündeymiş gibi davranmamalıdır.

Etiketler :
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER